Ana içeriğe atla

Farkını Tatmak


Birbirimizi anlamaktansa kesin yargılara mı varıyoruz?
Senelerin beraberce devrilmesi tüm soru işaretlerini cevapladığımız sonucunu mu doğuruyor?
İnsan kendi düşleyiş, duygu, düşünce ve savlarını yinelerken
Emin cümlelerimizi bir bir savruşturuyoruz..
Öylesine tatmin olmuş durumdayız ki çevremizdeki karakterlerden,
Hiç birini tekrar ve tekrar keşfe çıkmaya yeltenmiyoruz.
Bu yüzden mi korkuyoruz yeni ilişkiler kurmaktan?
Yeni başlangıçlar yapmaktan?
Keşif insana bahşedilen en diri karmaşayken, bucak bucak kaçıyor muyuz?
Birbirimizin üzerine düşmeli, düşünmeli ve düşlemeli zihinlerimiz.
Tüm renkleri, şekilleri tekrar ve doymak bilmeyen bir iştahla ilk kez tadıyormuşçasına daldırmalıyız kepçeleri..
Ki kaşıkta yardımcımız olabilir,
Fakat büyük parçalar alarak damağımızda bıraktığı hazzı doruklarda yaşayabilelim.
Her bir insan karakteri bin bir biçimli ve uçsuz okyanus gibi.
Bakış açımızı evirmeli ve gözlerimizi kamaştıracak aydınlıklara çevirmeliyiz... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018