Ana içeriğe atla

Kişisel Alan

 Etrafımızı çevreleyen tanıdıkların, birey olmamıza ve çerçevenin dışına çıkmamıza, baskı altına alarak, hayatlarımızı taciz ederek, birey olmamıza izin vermeme ya da bireyselliğimize çomak sokma durumu..


Sonuç; bireyselliğe aç bir toplum.. 


İnsanın, kendinin farkına varması, kendini bulması ve kendi kendine geçirdiği zamanlarda kaliteli aktiviteler yapıp, birine ihtiyaç duymadan gününü geçirebilmesi ve insansız hava sahasında sıkılmıyor oluşu asosyallik belirtileri değilken, bu damgayı alnının en uygun bölümüne yapıştırmaları ne kadar anormal bir davranıştır.?


Zamanımızın çoğunu istemsiz bir şekilde çevreleyen ve içinde bulunmamızın kaçınılmaz olduğu toplum ve bu insan sirkülasyonuna dur diyebildiğimiz kişisel alanımızın, dairemizde geçirdiğimiz zaman olduğunu ve zamanın en kıymetli hazinemiz ve varlığımızın belirsiz bir zaman diliminde son bulacağı gerçeği ve bazı insanlar için sınırsız sosyalleşmekken, bazı insanlar için küçük çemberi için bir boşluk oluşturmak olduğu değişken durumlar sorunsalları..


Kişisel alana saygı ya da kapıların ve telefonların kapalı tutulması, bireysel var oluşunu desteklemek olabilir.. 
Yakın bağlarımızın olduğu aile, arkadaş, eş ve sevgili daima bu çemberin daralıp, genişlemesini kişiye bırakmalı ve değer yargılarımız konusunda söz sahibi olmaya çalışmamalıdır.!? 

Kahveyi seviyor diye günün her dakikası kahve içen birini tanıyor musunuz??//ERROR!


Düşüncelerin ile beraberliğine yalnızlık kılıfı geçirme.. 

Yorumlar

  1. Ooo bu yazı uzun ve çok güzel olmuş. Uzun yazı yazınca hem anlatmak istediğini iyi ifade ediyorsun hem de rahatlıyorsun. "Bazen yudumlamak içmekten daha iyidir...Error:)"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baktım kısa kısa anlatamıyorum bir de uzun yazıp deneyeyim dedim 😊

      Sil
  2. Merhaba..Sevgili Deep Tone'un Bloglardan Seçmeler yazısından gelip bir merhaba demek istedim. Kahve severim ama her dakikada içmem tabi bu arada...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba hoş geldin 😊 Harika 👌 bir kahve sever daha kazandım 😊 Bende hatta kahvesiz güne başlamayı protesto edenlerdenim. Ama tabi ki her dakika kahve ERORR 😁

      Sil
  3. Birey olmamızı isteyip birey olmamız için uğraşan, kendini birey sanan insanlarla çevrili bir dünyada yaşamak kadar kötü bir durum da her dakika hahve içmek. ERROOR!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harika bir ERORR 👌😊 aynı durum yetişkinlikle ilgili de söylenebilir

      Sil
  4. bireylik de yok bizde ve sevilmez de zaten :) önemli olan birörnek olmak :) bizim ülkenin halleri :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir bütünüz, biziz. Sana tek başına yer yok aramızda.. 😁 malesef öyle

      Sil
  5. İletinin bile kişiseli varken alanın nasıl olmaz ki canım? - ay çok kötüydü, buradan msn'e selamlar! -
    Aslında sorunun temeli "saygı" faktöründe sanırım, "zevkler ve renkler tartışılmaz" diyoruz; ama kendi zevkimizi de arada dikte etmekten de geri duramıyoruz... Ah bu insanlar...

    NOT: Bu yorumlardaki yazı stili ile insanın yazdıkça yazası geliyor ya. ahaha.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendine saygıyla başlanması gerektiği kanısındayım, insan kendini özlemez mi? Bir başbaşa kalsın.. Bu insanlar neredeler? Tüm yorumların için teşekkür ederim ve sizlerin aklını çelmek amacı güderek, bol bol yorumlar yapın diye bu yazı stilini seçtim😁😁 harika 👌beğenmene sevindim

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018