Ana içeriğe atla

Paradoks tanrıçası yabani ısırgan otu


 


Taze kokular birikmiyor artık sessiz günlerde. 

Yerini yadırgayan yabani bir ısırgan otuyum, kuytu zeytin diplerinde. 

Öyle heybetli bir gölge ki rüzgar izin istiyor esmeden önce. 

Kemik kadar sert kökleri karışıyor köklerime. 

Oysa ben yabani bir ısırgan otuyum sadece..

Isdırap içinde bekliyorum üzerime düşecek yağmur zerresini. 

Özlemle anıyorum güneşi. 

Kimileri anlamlandıramıyor bir paradoks içinde sürüklendiğimi. 

Her ağaç dibinde, her iklimde, her toprakta yeşerdiğimi düşünüyorlar.. 

Var oluş sancımı, sanrı sanıyorlar..  

Dikenli tellerle örülü toprağımın kıyısından,

Duvarların ardına sığınan ürkek bedenleri izliyorum..

Her gün yeni ve bir öncekinden daha kalın tuğlalar ekliyorlar.

Dikenlerimden sakınıp korunmak istiyorlar.. Oysa ben yabani bir ısırgan otuyum dağ eteklerinde salınan.. 

Türküsü dahi olmayan,  dokunan teni yakan yabani ısırgan otu!  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TANRI

Pişman edercesine yaşıyorum.. Bir yerlerde ki Tanrı'yı.. 

Kişisel Alan

 Etrafımızı çevreleyen tanıdıkların, birey olmamıza ve çerçevenin dışına çıkmamıza, baskı altına alarak, hayatlarımızı taciz ederek, birey olmamıza izin vermeme ya da bireyselliğimize çomak sokma durumu.. Sonuç; bireyselliğe aç bir toplum..  İnsanın, kendinin farkına varması, kendini bulması ve kendi kendine geçirdiği zamanlarda kaliteli aktiviteler yapıp, birine ihtiyaç duymadan gününü geçirebilmesi ve insansız hava sahasında sıkılmıyor oluşu asosyallik belirtileri değilken, bu damgayı alnının en uygun bölümüne yapıştırmaları ne kadar anormal bir davranıştır.? Zamanımızın çoğunu istemsiz bir şekilde çevreleyen ve içinde bulunmamızın kaçınılmaz olduğu toplum ve bu insan sirkülasyonuna dur diyebildiğimiz kişisel alanımızın, dairemizde geçirdiğimiz zaman olduğunu ve zamanın en kıymetli hazinemiz ve varlığımızın belirsiz bir zaman diliminde son bulacağı gerçeği ve bazı insanlar için sınırsız sosyalleşmekken, bazı insanlar için küçük çemberi için bir boşl...

Sahipsiz kalan bir çift ayakkabı

Bir çift ayakkabı duruyor öylece. Nöbet tutuyor adeta kapı eşiğinde.. Döneceğim günü bekle diyor belki. Belki de bu son cuma sahipsizliğinin. Ay bir başka bu gece. Hüzün sızıyor ışığından yer yüzüne. Yüzümüze değiyor hüzünlü ışık. Yanaklarımıza damlıyor, rüzgar silmeyi deniyor bir çare. Yanaklarımı siliyor, silkeleniyorum. Bir gülüş iliştiyorum dudaklarıma. Biraz sahte, biraz hüzünlü. Başımız kalkmıyor yerden. Kilimin desenlerini incelerken dişlerimi sıkıyorum. Tekrar bir gülümseyiş. Onun yüzünde çocuksu bir sevinç… Her yüzde sıkıntılı, sahte gülümseyişler. Bilemezler, bilemeyiz yarının bize onu geri vereceğini. Fakat vermeli.. Bu kanlı gözyaşları dinmeli cuma gecesi! Ve cennetin kapıları açıldığında hep beraber girmeliyiz içeri…