Ana içeriğe atla

Yokluğun başlangıç noktası


Ölümü hatırlatır ayrılık! 
Geri dönmenin olanaksız olduğu kıyılarda..
Seni tanıyanların hatırında kalırsın.
Boylu boyunca uzanır adın
Donuk dudaklara.
Bir fısıltıyla haberi yayınlanır kapkara sayfalarda
Olasılıklar silsilesi sis gibi çöker, yayılır.. 
Yokluğun siner eski üniformalara 
Ve sonra yokluğun bile yok olur 
Gömülür sessiz harflerin arasına.. 
Aralarında cansız gezdiğin günler, diriliğin önemini vurgular belki!
Belki fark etmez, alışırlar
Herşeye alıştıkları gibi.. 
Duru bir ıslaklık belirir bazı göz pınarlarında
Kurur zamanla..
Nefes almaya devam ederken sen
Üstelik rüzgar saçlarını okşuyorken hala
Ve inatla yağmur damlaları ıslatırken sıcak bedenini
İlan ediyor olacaklar yokluğunun haberini! 
Kim bilir? 
Kaç kişi solduracak varlığını kurak gönlünde
Kaç kez masal gibi anlatılacak ardından 
Hakkında akılda kalanlar.. 
Terk başladığında, ölü bedenin salınır 
Büyür göz bebekleri.. 
Geriye sadece,
Adın kalır
Tadın kalır 
Dokunduğun yüreklerde..

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018