Ana içeriğe atla

Gelişen tüketimin ücrasında değişen keşifler

 

Evrenin bize verdiği hiç bir tükenmişliği yerine koyamayız. Buna kendimiz de dahil...

Ürettiğimiz her düşünceyi, duyguyu, keşfi genişletmeli ve yaymaya eğilmeliyiz. 

Kurduğumuz cümleler duyudan, duyguya geçiş sağladığında, her kişinin benzersiz deneyimi ile evrilip gelişebilir. Bu durumlar düzeneği her birey için farklı kapılar ve bakış açıları oluşturur.

Hazzın ilk basamağına adım attığımızda doyabilen bir zihin gereksiz ağırlıklardan sıyrılmaya, kendisi için doğru yapımları inşa etmeye başlayacaktır.

Kendimiz ile ilişkimizi sorguluyor muyuz? 

Tüm dünya ile irtibata geçebiliyorken, iç  dünyamıza kepçeyi daldırıyor muyuz? 

Zihnimizi dinlendirmeyi (kendi yöntemimiz ve yönelimlerimiz doğrultusunda) ve kulak kabartıp dinlemeyi, beslemeyi önemsersek, temelini başkalarının attığı bu inşayı kendi sanatımıza dönüştürebiliriz..

Kendini aramana gerek yok! Cevaplar üst katta.. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TANRI

Pişman edercesine yaşıyorum.. Bir yerlerde ki Tanrı'yı.. 

Kişisel Alan

 Etrafımızı çevreleyen tanıdıkların, birey olmamıza ve çerçevenin dışına çıkmamıza, baskı altına alarak, hayatlarımızı taciz ederek, birey olmamıza izin vermeme ya da bireyselliğimize çomak sokma durumu.. Sonuç; bireyselliğe aç bir toplum..  İnsanın, kendinin farkına varması, kendini bulması ve kendi kendine geçirdiği zamanlarda kaliteli aktiviteler yapıp, birine ihtiyaç duymadan gününü geçirebilmesi ve insansız hava sahasında sıkılmıyor oluşu asosyallik belirtileri değilken, bu damgayı alnının en uygun bölümüne yapıştırmaları ne kadar anormal bir davranıştır.? Zamanımızın çoğunu istemsiz bir şekilde çevreleyen ve içinde bulunmamızın kaçınılmaz olduğu toplum ve bu insan sirkülasyonuna dur diyebildiğimiz kişisel alanımızın, dairemizde geçirdiğimiz zaman olduğunu ve zamanın en kıymetli hazinemiz ve varlığımızın belirsiz bir zaman diliminde son bulacağı gerçeği ve bazı insanlar için sınırsız sosyalleşmekken, bazı insanlar için küçük çemberi için bir boşl...

Sahipsiz kalan bir çift ayakkabı

Bir çift ayakkabı duruyor öylece. Nöbet tutuyor adeta kapı eşiğinde.. Döneceğim günü bekle diyor belki. Belki de bu son cuma sahipsizliğinin. Ay bir başka bu gece. Hüzün sızıyor ışığından yer yüzüne. Yüzümüze değiyor hüzünlü ışık. Yanaklarımıza damlıyor, rüzgar silmeyi deniyor bir çare. Yanaklarımı siliyor, silkeleniyorum. Bir gülüş iliştiyorum dudaklarıma. Biraz sahte, biraz hüzünlü. Başımız kalkmıyor yerden. Kilimin desenlerini incelerken dişlerimi sıkıyorum. Tekrar bir gülümseyiş. Onun yüzünde çocuksu bir sevinç… Her yüzde sıkıntılı, sahte gülümseyişler. Bilemezler, bilemeyiz yarının bize onu geri vereceğini. Fakat vermeli.. Bu kanlı gözyaşları dinmeli cuma gecesi! Ve cennetin kapıları açıldığında hep beraber girmeliyiz içeri…