Ana içeriğe atla

Bir kedim olsa derken.. Kedili Ev

 



Küçük bir apartman dairesinde kedilerinizle yaşıyorsanız tüm alanların onlara ait olduğunu ve her köşeyi istila edeceklerini bilmelisiniz. Mutfak tezgahı sadece başlangıç. Bir gün buz dolabının üzerinden size bakan bir çift göz görürseniz şaşırmayın.. Kara kedilerin uğursuzluk getirdiği henüz patlatılmamış bir balon. Tamamen safsata olduğunu düşünüyorum. Bence  şans getiriyorlar. Aynı zamanda çok asil ve uğraşılmamış bir güzelliğe sahipler. Gerçi tüm hayvanların ortak özelliği güzellikleri.. Bütün günü uyuyarak geçirip, sürekli yemek yiyen bir varlık nasıl bu kadar kusursuz ve güzel olabiliyor anlayabilmiş değilim. Hayvanlara olan hayranlığım buradan geliyor. Ve bu yüzden özellikle kedilerin uzaylı olduğuna inanıyorum.. 




Mobilyaların arkasına saklanıp sizi oradan gözetlediklerine şahit olabilirsiniz. Kediler küçük şımarıklıklarla sizi sürekli ve durmaksızın şaşırtan, evde bir atraksiyon havası yaratan canlılardır. Çekmeceyi açtığınızda kedinizi orada bulabilirsiniz mesela. Oraya nasıl ve ne zaman girdiğini anlamlandırmaya çalıştığınız anlar olur. Biraz önce mutfakta uyuklarken bıraktığınız kedi, tuvalette ansızın yanı başınıza gelmiş olabilir. Pencereyi kapatacağınız esnada bir miyav sesiyle irkilip, kedinizi pencerinin üzerinde yakalayabilirsiniz.. 

 

Ve orada keyfinin yerinde olduğunu gördüğünüzde pencereyi kapatmaktan vazgeçersiniz.  
Kediler küçük yerlere girmeyi, saklanmayı seven meraklı canlılar. İnanılmaz esnek ve özgür ruhlular. Rutin işlerinizi yaparken kendinizi bir anda kedinizle oyun oynarken bulabilirsiniz. 


Çamaşır makinesine kedisi olamayan insanlar gibi kirlilerinizi doldurduğunuz günler geride kaldı. Kediniz ya kirli sepetinin içine atlayacak ya da çamaşır makinesine saklanacak.
Çocuklarımı tanıtmadan bitirmeyeceğim elbette. Şımarık oğlum (siyah-beyaz) Mantis ve prenses kızım Milena. 
İlerideki içeriklerimde kedilerimle maceralarımızı fotoğraflarla destekleyip sizlerle paylaşmak istiyorum. Sevimli bir o kadar da şımarık çocuklarımla eğlencemize ortak olmak istiyorsan içeriğin devamını bekleyebilirsin.. 
Umarım bir gün tüm sokak hayvanlarının sıcak bir yuvası olur. Lütfen satın almayın sahiplenin..


 

Yorumlar

  1. Ne kadar anlamlı ne kadar doğal bir icerik. O zaman sezen Aksu dan bir kedim bile yok anlıyor musun hadi gülümse

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Hemen sahiplenmelisin şuan çocuk mevsimi

      Sil
  2. Yaaaa mantis çok taylı bakıyooo 🥰🥰🥰

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018

Sahipsiz kalan bir çift ayakkabı

Bir çift ayakkabı duruyor öylece. Nöbet tutuyor adeta kapı eşiğinde.. Döneceğim günü bekle diyor belki. Belki de bu son cuma sahipsizliğinin. Ay bir başka bu gece. Hüzün sızıyor ışığından yer yüzüne. Yüzümüze değiyor hüzünlü ışık. Yanaklarımıza damlıyor, rüzgar silmeyi deniyor bir çare. Yanaklarımı siliyor, silkeleniyorum. Bir gülüş iliştiyorum dudaklarıma. Biraz sahte, biraz hüzünlü. Başımız kalkmıyor yerden. Kilimin desenlerini incelerken dişlerimi sıkıyorum. Tekrar bir gülümseyiş. Onun yüzünde çocuksu bir sevinç… Her yüzde sıkıntılı, sahte gülümseyişler. Bilemezler, bilemeyiz yarının bize onu geri vereceğini. Fakat vermeli.. Bu kanlı gözyaşları dinmeli cuma gecesi! Ve cennetin kapıları açıldığında hep beraber girmeliyiz içeri…

Ouroboros; Doymak bilmez bir ebola..

  Çoğalmamız gerekiyor.. Birden iki, ikiden üç, üçten dört. Biyolojimiz bunun olmasını istiyor ve onun için varlığını sürdürüyor. Beraberliğinizin ilk yıllarını hatırlayın.. Saatlerce süren konuşmalar, diğerine verilen öncelikler, günlerce evden çıkmamalar.. Bu liste uzayıp gider. Zaman geçer ve bir bakmışsın keşfedecek pek bir şey kalmamış gibi. Ve bir sorun olduğunu düşünmeye başlarsın. Sorunun çözümü olarak çoğalmaya yönelirsin.  İnsan.. Doymak bilmez bir ebola virüsü gibi.. Kendi üreyerek konağını tükettiğinin farkında bile değil. Tıpkı yarattığımız düzen gibi. Çılgınlar gibi üretip, çoğalırken üzerinde yaşadığımız gezegeni yok etmeye meylettiğimizi görmezden geliyoruz. İçinden sıyrılamadığım bu paradoksu bu gün beraber masaya yatıralım diyorum. Her şey birbiriyle ilintili ve her "şey" birbirinin bir parçası. Günlük hayatta bir bütünün sanrısı ile yaşıyoruz. Bu yoğunluk ve koşuşturma halinde yanılsamalarımıza ayıracak vaktimiz kalmıyor ve "yanılsamalı bütünlüğü"...