Ana içeriğe atla

Eylemlerin Karanlık Yüzü


 

İnsan, eylemlerini nasıl hayata geçireceğini ve eylemin sonucunu düşünür, fakat o eylemi neden gerçekleştirmek istediğini sorgulamaz..
Alt bilinç unuttuğumuz ya da hatırlamak istemediğimiz her duruma bir kılıf uydurup yeni bir heves olarak önümüze sunar. Yeni bir istek yakaladım diyerek balıklama dalarız veya yeni bir düşünce. Ki düşünmeyi unuttuğumuzun farkında olmadan sımsıkı sarılırız bu düş görümüne. Tüm dünyaya açılan pencelerimiz iç dünyamıza olabildiğince kapalıdır. Eylemleri ve istekleri mağruz kaldığı uyaranlar yönlendirir. Zihin inzava anını yakaladığında bir çoğunun farkına varabilir. Banyoda geçirilen zamanda insan ıssız bir çölde gibi kendisiyle ilgilidir. Bir çok fikir, düşünce, yargı gibi zihinsel yolculuğun sınırları kısa süreli olsa da zorlanır. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki uyaranlara en az maruz kaldığımız yer banyoda geçirdiğimiz anlar. İnsanın aklına günlük rutinler ile meşgulken gelmeyen fikirler vs nin neden banyoda geldiğini kavramak ve bu kısa süreleri uzun dakikalarla taçlandırıp kendimizle tanışmak önemli. Bu gün önem atfettiğimiz önemsiz argümanlardan sıyrılıp zihnimizde yolculuğa çıkma günü ilan edelim. Zihninizin bildirimlerini açın! Gerçeğinizle ilgili bilgilerle tanışın.. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018