Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağır ithamlar giymiş bedenlerin bedelleri

  Sebepli sebesiz yergilerimizin kurbanıyız Emin adımlarla yürüyor, kesin bir dille konuşuyoruz. Daha doğru olduğumuzu kanıtlamak için verdiğimiz çaba yiyip bitiriyor içimizi. İçimizde gezinen parazitler sabrımızı tüketiyor Diyaloglarımız karşımızdakini alt etmek üzerine kuruluyor Farkına varamıyoruz. Kiminle savaşıyoruz? Bu bir mücadele mi? Kendini, kendine ispat etmenin yorgun mağduriyetini yaşıyoruz Zorlanıyorum.. İnsanlığımda debeleniyor ve boğuluyorum Geride kalıyor, yetişemiyorum. Bir hezeyana sürüklüyor bu durum beni Zihnimin duvarlarına çarpıyorum Göz yaşlarım birbirini kovalıyor Nefesimi toparlayamıyorum Çatışmalar çarpışmalara dönüşüyor Kendimle yüzleştiğimde, yüzüme tükürüyorum En ağır ithamları giydiriyorum bedenime Toplumun iki yüzlülüğü besliyor kendime olan kinimi Ve bir kez daha düşmüş zırhımla rıhtımda duruyorum öylece Aslında arıyorum aynı zamanda Rüzgar yüzüme değdikçe titriyor dudaklarım Tekrar ve tekrar varlığımı unutmak için gözlerimi yum...

Çamura bulanmış yalnızlık günleri

  Bu gün tanıştım çaresizlikle. Bu gün bakıştım aynada başka gözlerle Bir çift gözün boynu bükük, bir çift göz mağrur.. Mahsur, çitleri çamura bulanmış yalnızlıklarda. Bu gün, akışta yarına.. Ardına kadar açık fakat diğer boyutta dibine kadar aralık kapı eşikleri. Çaresiz bekleyişler sallarken beşikleri, Bu gün parlayan gözlerin bakışları ufukta Yarına çıkıyor tüm biletleri. Umut sarıyor tüm köklerini ve aynı hızla sararıyor bir çırpıda. Bu günler okyanus gelgitleri Bu durumu dünler endişeyle besledi Kimler bu günde? Kimileri dünde, Kimileri dümendeler. Kimileri kilim gibi silkelendiler Tam da bu günlerde..

Koyunların uyuşmadığı uyku apnesi

  Yatağa uzanıp gözlerimi kapattığımda uykuya dalmakta sorun yaşıyordum. Koyun saymalıyım diye düşünüp başladım bir, iki, üç .. Biraz saydıktan sonra kaça kadar saydığımı unutup baştan başladım. Bir, iki, üç ... Bu durum tekrar edince koyunlarla arama mesafe koydum. Evet, artık koyunları saymayı kesinlikle bırakmıştım. Peki ne yapmalıydım? O an kendimce kendime daha uygun bir yöntem geliştirdim. Zihnimden geçen düşüncelerin peşine düşecektim. Düşüncelerimi boşlukta süzülen bazen yükselen cümleler halinde hayal etmeye başladım. Bende uçabiliyordum. Avuçlarımın arasına bir düşünceyi kıstırdığımda daha da hevesleniyor, hızla uçup daha fazla düşünce yakalamaya çalışıyordum. Düşünceler durur mu? Onlarda benden kaçmanın yeni yollarını buluyor fakat beni yıldıramıyorlardı. Uyandım. Sabah olmuştu. Kaçmayı öğrenmiş düşüncelerimin peşinden koşmuş olmak epey gülünç olmasına rağmen iyi hissetmemi sağlamıştı. Kaç düşüncemi yakaladığımı hatırlamıyorum. Sanırım sayılarının artık pekte önemi kal...

Dinle !

  Yuttum, dilimin ucuna gelen tüm kelimeleri Geri püskürttüm öfkemi. Omurlarımda sancılar sızlatıyor omuz yüklerimi. Ağzımdan çıkanlar lal, Karşımda sağır! Nahoşluklara gebe sarhoşluğumun, tutunamayan dipdiri yalınlığı Tahmin ettiğini sanıyor sanrılarını. Sarılıyor düşüncelerine Kamçılıyor konuşanı. Dinle! Kaygılanmadan ve yarılmış yaralara gem vurmadan.. Dinle! Anlam bütünlüğünü bozmadan Sapmadan karanlık dar sokaklara. Elinde orakla beklemeden dinle..

Bir karakter yansıması; Minimalizm

Daha sade, karmaşadan ve fazlalıklardan arıtılmış bir yaşamı ifade için kullandığımız bir kelime minimal. Seçeneklerin çok olması ve ulaşabilirliğimizin arttığı bu dönemde en çok yaşadığımız sıkıntı kararsızlık. Giyim, ev eşyaları, yeme, içmeye kadar anlamsız kararsızlıklarla boğuşuyoruz. Bu durum öyle bir hal aldı ki son dönemde, artık karar vermekten kaçınmanın ya da kendimiz için en iyisini ararken eli boş dönmenin huzursuzluğunu yoğunlaştırıyoruz.  Bir varlık düşünün ki, kendi elleriyle, kendi ellerini bağlayan. Hal böyle olunca soyunup dökünmek ve fazlalıklarımızdan arınma ritüelleri gerçekleştirmeye koyuluyoruz.  Kararsızlık içinde kıvranan bir insansanız atabileceğiniz en elzem adım seçenekleri kısıtlamak.  -Bana uygun olan nedir? -Karakterimi yansıtan nedir?   -Buna ihtiyacım var mı?  Bu durumda soru sormanın  çok büyük rolü olduğunu düşünüyorum.  Kendinize kendinizle ilgili sorular yönelttiğinizde sadece kendi kontrolünüzde olduğunuzdan e...

Farkını Tatmak

Birbirimizi anlamaktansa kesin yargılara mı varıyoruz? Senelerin beraberce devrilmesi tüm soru işaretlerini cevapladığımız sonucunu mu doğuruyor? İnsan kendi düşleyiş, duygu, düşünce ve savlarını yinelerken Emin cümlelerimizi bir bir savruşturuyoruz.. Öylesine tatmin olmuş durumdayız ki çevremizdeki karakterlerden, Hiç birini tekrar ve tekrar keşfe çıkmaya yeltenmiyoruz. Bu yüzden mi korkuyoruz yeni ilişkiler kurmaktan? Yeni başlangıçlar yapmaktan? Keşif insana bahşedilen en diri karmaşayken, bucak bucak kaçıyor muyuz? Birbirimizin üzerine düşmeli, düşünmeli ve düşlemeli zihinlerimiz. Tüm renkleri, şekilleri tekrar ve doymak bilmeyen bir iştahla ilk kez tadıyormuşçasına daldırmalıyız kepçeleri.. Ki kaşıkta yardımcımız olabilir, Fakat büyük parçalar alarak damağımızda bıraktığı hazzı doruklarda yaşayabilelim. Her bir insan karakteri bin bir biçimli ve uçsuz okyanus gibi. Bakış açımızı evirmeli ve gözlerimizi kamaştıracak aydınlıklara çevirmeliyiz... 

İnsan-i!

 Alarm tüm hiddetiyle çalıyordu. Bitkin bedeninin örtüsünü kaldırıp, kahve demlemek için mutfağa yöneldi. Hızlıca giyinip, tüm zırhını kuşanıp dairesinden çıktı. Zamandan tasarruf etmek için yürürken içti demlediği kahveyi. Sabahın sessizliği içinde bir kibrit çaktı. Sigara kağıdının hızla yanma sesi eşlik ediyordu yoluna. Kısa süre yürüdü. Keyifli adımlar atıyordu. Günün ilk ve son keyifli adımlarıydı bunlar. Tadını çıkarmalıydı.. Yolun sonunda karşılaşacağı manzaranın şiddetli zevksizliğine tahammül topluyordu, kaldırımlardan. Korkunç tecrübeler kazanmak için hayattan zevk almayı durdurabilecek seçimler yapmak, sadece insana mahsustu...