Ana içeriğe atla

Buz kütlesine dönüşmüş gezegen sakinleri




Üzerinde şık durmayan durumları geçirdiğinde çıplak bedenine,

Enine boyuna bakmadan seçtiğin kumaşlar birer paçavra sayılacak..
Durmaksızın şikayetler fışkıracak dudaklarından.
Tüm dünyanın üzerine çullandığını, çuval dolusu patatesten bir adım öteye gidemediğini haykıracaksın.
Şiddete meyilli eğilimler gördükçe kör olmayı arzulayacaksın...
Gözlerimin içini donduran bir soğuk bu.
Kırılan buz kütleleri kitlelerin ruhuna saplanmış gibi..
Hiçliğin, hiçbir yere sığdırılamayışı iniyor üzerime.
Üstelik yalın ayak..
Vardığım nokta noksan
Gerçeği yansıtmayan oluşumlara çarpıyorum sokakta
Parke taşının içi boş olanına basıyorum ısrarla..
İnsanlığımı sorgularken,
Tıka basa ızdırap dolduruyorum yaşamıma.
Nefes alıyorsun..
Yaşam hakkın var mı gerçekten?
Beceriksizliklerinin acısını çıkarıyorlar aciz bedeninden!
İtaatinle güçleniyorlar
Zafer sanrılarını kutlayıp kucaklaşıyorlar sürüleriyle
Kuduz salyaları akıyor çürümüş ağızlarından..
Peki var olmak mıdır yaşamak?
Şiddetli doyumsuzluğumuzun sonucu bu,
Dev bir kara parçasına sığamamak..





 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TANRI

Pişman edercesine yaşıyorum.. Bir yerlerde ki Tanrı'yı.. 

Kişisel Alan

 Etrafımızı çevreleyen tanıdıkların, birey olmamıza ve çerçevenin dışına çıkmamıza, baskı altına alarak, hayatlarımızı taciz ederek, birey olmamıza izin vermeme ya da bireyselliğimize çomak sokma durumu.. Sonuç; bireyselliğe aç bir toplum..  İnsanın, kendinin farkına varması, kendini bulması ve kendi kendine geçirdiği zamanlarda kaliteli aktiviteler yapıp, birine ihtiyaç duymadan gününü geçirebilmesi ve insansız hava sahasında sıkılmıyor oluşu asosyallik belirtileri değilken, bu damgayı alnının en uygun bölümüne yapıştırmaları ne kadar anormal bir davranıştır.? Zamanımızın çoğunu istemsiz bir şekilde çevreleyen ve içinde bulunmamızın kaçınılmaz olduğu toplum ve bu insan sirkülasyonuna dur diyebildiğimiz kişisel alanımızın, dairemizde geçirdiğimiz zaman olduğunu ve zamanın en kıymetli hazinemiz ve varlığımızın belirsiz bir zaman diliminde son bulacağı gerçeği ve bazı insanlar için sınırsız sosyalleşmekken, bazı insanlar için küçük çemberi için bir boşl...

Sahipsiz kalan bir çift ayakkabı

Bir çift ayakkabı duruyor öylece. Nöbet tutuyor adeta kapı eşiğinde.. Döneceğim günü bekle diyor belki. Belki de bu son cuma sahipsizliğinin. Ay bir başka bu gece. Hüzün sızıyor ışığından yer yüzüne. Yüzümüze değiyor hüzünlü ışık. Yanaklarımıza damlıyor, rüzgar silmeyi deniyor bir çare. Yanaklarımı siliyor, silkeleniyorum. Bir gülüş iliştiyorum dudaklarıma. Biraz sahte, biraz hüzünlü. Başımız kalkmıyor yerden. Kilimin desenlerini incelerken dişlerimi sıkıyorum. Tekrar bir gülümseyiş. Onun yüzünde çocuksu bir sevinç… Her yüzde sıkıntılı, sahte gülümseyişler. Bilemezler, bilemeyiz yarının bize onu geri vereceğini. Fakat vermeli.. Bu kanlı gözyaşları dinmeli cuma gecesi! Ve cennetin kapıları açıldığında hep beraber girmeliyiz içeri…