Düşündüğümden de zor oldu adaptasyonum. Ruhumu dizginleyip daldım aralarına. Sokak sokak gezdim bedenleri. Bir bedeli vardı elbet. Asimile olmaya başlamıştım. Düşünmeden ve üşenmeden sözcükler dökülüyordu ağzımdan. Tüm kartları suya bastım. Kıyıda köşede kalanlar olmuş. Eksikleri tamamladım.
Değerlerimi yargılayanlara tıkadım kulaklarımı. Vasiyetini yazmaya zamanı kalmamış bir çöp olmaya başlamışım.
Ne garip..
Oysa katkısız karmıştım hamurumu.
İlmek ilmek işlemiştim içimdeki yünleri.
Ah bu boş boğaz günleri
Ah bantlı gözler
Vah haline düşünmekten aciz beyinler..
Diğerini kampçılayarak gün tamamlayan bağırsak kurtları
Ötekine gelecek sırayı bekleyen yaban çakalları..
Ağzından çıkanı filtrelemeye yeltenmeyenler
Ah dünya hali diyerek, dünyayı bu hale sokan toplu iğneler...
Zafer bugün de sizindir!
Armağan ettik sessizce..
Adeletsizliğimin canına yağsın tüm yağmurlar!
Yakmaya çalıştığım sigaramı söndürsün adsız rüzgarlar!
Yanıltıcı teraziler..
Ah soğukta üşüyenler
Vah haline sokaktaki hayvanların
Yer açamadık ya vicdanlarda, tıklım tıklım boşken üstelik!
Tüm sorun üstünlükte,
Yıldızlarca emirler dudaklarınıza laik.
Ceplerimde sözcükler
Ceplerimde derin anlamlar
Sırtımızdan eksik olmayan kırbaçların kirli izleri
Eseriniz, kasıt dolu, sindirmeye programlı, korkutucu tohumlar..
O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz… *11 Aralık 2018
Yer açamadık ya vicdanlarda, tıklım tıklım boşken üstelik!
YanıtlaSilDaha fazla alana gerek yok değil mi?
Sil