Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kusuru kusan otlaklar

  Sert bir mevsimden geçiyoruz, insanlığın kurak topraklarında.. Bazıları güneş ışığına bazıları ısısına hasret.. Tohumu kin olan tarlalarda ekinler filiz veriyor. Nefret ağaçları çiçek zamanında.. Ruhumun barajları boşalıyor gün geçtikçe Nereye taşıp akacağını kestiremiyorum.. Boşlukta dolaşıyor sesim.. Kulaklara çarpmadan cümleler, yenisi kuruluyor kucaklara. Deri altına işleyecek bakışlar ilişiyor peşi sıra Geveze diyorlar çiçek döken rüzgarlara Dengeyi sağladığını kabul etmiyorlar! Dengini bulan saldırıyor bir hücumla. Yetişmeye çalışıyorlar ışık hızına..

Bir kedim olsa derken.. Kedili Ev

  Küçük bir apartman dairesinde kedilerinizle yaşıyorsanız tüm alanların onlara ait olduğunu ve her köşeyi istila edeceklerini bilmelisiniz. Mutfak tezgahı sadece başlangıç. Bir gün buz dolabının üzerinden size bakan bir çift göz görürseniz şaşırmayın.. Kara kedilerin uğursuzluk getirdiği henüz patlatılmamış bir balon. Tamamen safsata olduğunu düşünüyorum. Bence  şans getiriyorlar. Aynı zamanda çok asil ve uğraşılmamış bir güzelliğe sahipler. Gerçi tüm hayvanların ortak özelliği güzellikleri.. Bütün günü uyuyarak geçirip, sürekli yemek yiyen bir varlık nasıl bu kadar kusursuz ve güzel olabiliyor anlayabilmiş değilim. Hayvanlara olan hayranlığım buradan geliyor. Ve bu yüzden özellikle kedilerin uzaylı olduğuna inanıyorum..  Mobilyaların arkasına saklanıp sizi oradan gözetlediklerine şahit olabilirsiniz. Kediler küçük şımarıklıklarla sizi sürekli ve durmaksızın şaşırtan, evde bir atraksiyon havası yaratan canlılardır. Çekmeceyi açtığınızda kedinizi orada bulabilirsiniz mese...

Zihnin kafes aralığı

Tüm hatlarıyla belirgin mi yokluğum?  Bir civata mıyım ya da bir somun? Gökyüzünün Ay'ı, karanlığı delen kuyruğunu koparmış bir yıldızım..  Acımasızım kısmen, aynasına küsene.  Damarım tutuyor küflenmiş çiviyi çakana! Öfke nöbetlerim askıdaki ipi kesene, üstelik ıslak çamaşırlar var iken.. Yönüm yolum belirsiz.. Tarif edenler var amaçsız..  Bu kadar acı olmaz kampçısız Bir kırbaç verin elime ..  

Paradoks tanrıçası yabani ısırgan otu

  Taze kokular birikmiyor artık sessiz günlerde.  Yerini yadırgayan yabani bir ısırgan otuyum, kuytu zeytin diplerinde.  Öyle heybetli bir gölge ki rüzgar izin istiyor esmeden önce.  Kemik kadar sert kökleri karışıyor köklerime.  Oysa ben yabani bir ısırgan otuyum sadece.. Isdırap içinde bekliyorum üzerime düşecek yağmur zerresini.  Özlemle anıyorum güneşi.  Kimileri anlamlandıramıyor bir paradoks içinde sürüklendiğimi.  Her ağaç dibinde, her iklimde, her toprakta yeşerdiğimi düşünüyorlar..  Var oluş sancımı, sanrı sanıyorlar..   Dikenli tellerle örülü toprağımın kıyısından, Duvarların ardına sığınan ürkek bedenleri izliyorum.. Her gün yeni ve bir öncekinden daha kalın tuğlalar ekliyorlar. Dikenlerimden sakınıp korunmak istiyorlar.. Oysa ben yabani bir ısırgan otuyum dağ eteklerinde salınan..  Türküsü dahi olmayan,  dokunan teni yakan yabani ısırgan otu!  

Bantları kararmış gözlüklerin ardındaki görüntüler

  Tutunacak bir şey bulamıyorum bu günlerde. Ansızın yere kapaklandığımı hissediyorum. Sesim kısılıyor, başımı çeviriyorum. Gördüğüm umarsız davranışları eleğimden geçiremiyorum.. Hoş olmayanı taşımıyor ayaklarım. Zedelenmiş hislerimi adlandırmaya çalışıyorum. Öfkelendiğimi fark ediyorum önce. Sonra kendime kızdığımı ve halime üzüldüğümü görüyorum gözlerimde.. Anlamadan yargıları doluyorlar boynuma. Ve fark ediyorum anlaşamıyorum insanlarla. Kaostan beslenmiyorum. Savunma durumunda bocalıyorum. Kirlenmiş hissediyorum... Uzaklaşıyorum.. Fakat uzak durmuyorlar.. Dedim ya anlamıyorlar.. Sirenler çalıyor zihnimde. Koş diyor uzaklaş! Nereden, kimden, hangi birinden uzaklaşmalıyım? Daha nasıl eğitebilirim kendimi? Neyi tamamlamalıyım?  Nasıl değiştirmeliyim sistemimi? Bilemiyorum.. Anlayıp sırtı sıvazlandıkça şişirilen balonları teker teker patlatmak istiyorum. Yine duvara tosluyorum, yapamıyorum. "Seni anlıyorum" diyerek dinlemeye dahi yeltenmeyenlere seslen...

İsimsiz odalarda barınma evreni (Devrim)

  Yaşadığın dairede konforlu musun? Hangi mobilyayı alacağına ve ne amaçla kullanman gerektiğine karar verebildin mi? Koca bir yanılsamanın içinde olduğumuzu göremeyecek kadar körleştiriyor bizleri bu düzen! Odalara isim koyan şahsı ah bir bulabilsem... Yatağın odasının olduğu bir dairede senin yerin tam olarak neresi? Oturma odası, yatak odası, misafir odası, yemek odası böyle uzayıp gidiyor liste! Yalnız, ev arkadaşınla yada partnerinle y aşadığın dairede bu kadar eşyaya ihtiyacın var mı gerçekten? Şöyle bir bakıyorum da çoğu insanın dairesinde ihtiyaç fazlası veya misafir için alınmış o kadar çeşitli eşya var ki! Televizyon izleyerek uzanmak için ayrı bir kanepeye ihtiyacım olduğunu kim, nasıl empoze etti beynime? Tek bir odada hem yatağım hemde kanepe barınamıyor öyle mi? Çok gülünç bir hadise ... Maddi gücün nasıl bir pozisyonda olursa olsun bu odaları doldurarak görevi tamamlaman gerektiğini düşünüyorsun.. Peki neden? diye sordun mu hiç kendine? Kim yazdı bu görünmez kural...

Gökkuşağını griye boyayanların günü

  Düşündüğümden de zor oldu adaptasyonum. Ruhumu dizginleyip daldım aralarına. Sokak sokak gezdim bedenleri. Bir bedeli vardı elbet. Asimile olmaya başlamıştım. Düşünmeden ve üşenmeden sözcükler dökülüyordu ağzımdan. Tüm kartları suya bastım. Kıyıda köşede kalanlar olmuş. Eksikleri tamamladım. Değerlerimi yargılayanlara tıkadım kulaklarımı. Vasiyetini yazmaya zamanı kalmamış bir çöp olmaya başlamışım. Ne garip.. Oysa katkısız karmıştım hamurumu. İlmek ilmek işlemiştim içimdeki yünleri. Ah bu boş boğaz günleri Ah bantlı gözler Vah haline düşünmekten aciz beyinler.. Diğerini kampçılayarak gün tamamlayan bağırsak kurtları Ötekine gelecek sırayı bekleyen yaban çakalları.. Ağzından çıkanı filtrelemeye yeltenmeyenler Ah dünya hali diyerek, dünyayı bu hale sokan toplu iğneler... Zafer bugün de sizindir! Armağan ettik sessizce.. Adeletsizliğimin canına yağsın tüm yağmurlar! Yakmaya çalıştığım sigaramı söndürsün adsız rüzgarlar! Yanıltıcı teraziler.. Ah soğukta üşüyenler V...