Ana içeriğe atla

Dedikodularca

"Kendini tanıyorsan" dedi.
Geçerli puanı kaptın..

Ki kandırılmak insanın en tehammül edemediği bir durumken, en çok kendi kendimizi bu durumlar simülasyonuna ışınlıyoruz..

Çünkü aynalarda süslediğin sahte yüzünün ardındakileri göremeyecek kadar yoğun tempolu dedikoduların peşindesin..

Kendini göremeyecek kadar meşgul olan gözlerin onun bunun üzerinde incelemeler yapıyor..

Kararlar veriyorsun ve kimin neyi neden yaptığını saptamaya dayalı, saplantılı, yolundan sapmış, sapakların söz konusu..


Beynini yiyor yiyor ve yiyorsun.. Afiyet bal sugar olsun.. 

Yorumlar

  1. Umarım aynada bir gün kendini de görür insan oğlu :)))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım.. Zihni süslemek için geçeriz aynalar karşısına.. Teşekkürler 😊

      Sil
  2. kendilerine değil de onun bunun ne yaptıklarına bakar insanlar , bilmezler ki yaptığını bulacak bir gün :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başka bir evrende belki de yazdıkların vuku buluyor olabilir 😊 teşekkürler Arsel

      Sil
  3. İnsan inanmak istediğine inanıyor. Doğrunun farkında ama kendine bunu ifade edemiyor. Bununla yüzleşmemek için de dedikodulaar dedikodular...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın duo 👌 Kendinden kaçarken çirkinliğe tutuluyorlar.. Kötü 👎

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018