Ana içeriğe atla

Saksı bitkilerimin gün ışığı

 


Topuklarım deliniyor, yalnızlığa koşarken

Hırçın dalgalardan kurtulmuşcasına sığınıyorum limanıma.

Kaos sersemleştiriyor düşüncelerimi

Göğe kaldırıp başımı,

Bir kez daha bakarak arınıyorum riyakar yanımdan

Bağcıkları çözülmüş ayakkabılarımla koşmak zorlaşıyor,

Kalabalıklar içinde.

Oysa içimde, daha büyük bir kalabalık pusuda,

Bekliyor yalnızlığın siren sesini.

Duyduğu anda dört nala koşuyor  duygularım

Elim kalemle buluşuyor

Parmak uçlarımdan binlerce "sen" dökülüyor..

Sayfalar hiç olmadığı kadar temiz

Korna sesleri rahatsız edemez halde

Düşümde sen geliyorsun bana 

Bölünüyorum 

Çoğalıyorum 

Sarılıyorum

Duygularımın tutsak yalınlığına..

Tan ağarıyor şimdi

Hafifçe sızlayan yara gibi.

Varlığın, gün ışığı saksı bitkilerimin

Pencerenin tüllerini aşan

Yeşile hayat bağışlayan

Gün ışığı.. 



Yorumlar

  1. hımm bir ara bırakmış gibiydin bloguna yazmayı, başlamışsın yine düzenli yazmaya :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duraklama dönemi diyelim. Devam tuşuna bastım tekrardan.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018