Ana içeriğe atla

Çünkü Ondan

Hissedilen mecburiyet duygusu tamamen samimiyetsiz.
"Hayır" cevap olarak kabul görmüyor ve ısrar ya da ekşimiş yüzler bedeninizi çitlerle çeviriyor. 

Her neresiyse;
-Oraya gelmek istemiyorum. 
Gibi bir cümle kurduğunuz anda, bunu yapmamanız gerektiği, ayıp olacağı, kişinin çok kırılacağı vb bu örnekler uzay boşluğuna kadar yol alır. Herkesin maruz kaldığı belli kalıp cümleler eminim ki vardır.

Çok sevdiğim bir arkadaşımın küçük kızının cebinde harika bir cümlesi var,
"Çünkü ondan"...
Birşeyi yapmak istemediğinde ve Neden? diye sorduğumuzda bu cevabı yapıştırıyor..😊

Kabul görme gibi bir beklentiniz yoksa, durum sizin için daha kolay çözümlenebilir.
İstemek gibi istememekte kişinin kendi karar mekanizmasının sistemine bırakılmalı ve ısrardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.


"Ayağına çiviler batarken en sevdiğin şarkı çaldığında, dans etmek acı verecektir"..

Yorumlar

  1. Dilberay'ın bir şarkısıyla özetleyeyim durumu: "Zorunda mıyım?"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şarkıyı bilmiyorum ama pek yerinde oldu 😊

      Sil
    2. Cüneyt Özdemir ile Dilberay'ın o röportajdaki "Zorunda mıyım?" yanlış anlaması aklıma geldi ve güldürttü bu yorum. ahaha.

      Belki de öylesine bahanelerle üretiliyor sonra... oysa "çünkü ondan" kalıbı güzel bir neticelendirme şekli olabilirmiş.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

TANRI

Pişman edercesine yaşıyorum.. Bir yerlerde ki Tanrı'yı.. 

Kişisel Alan

 Etrafımızı çevreleyen tanıdıkların, birey olmamıza ve çerçevenin dışına çıkmamıza, baskı altına alarak, hayatlarımızı taciz ederek, birey olmamıza izin vermeme ya da bireyselliğimize çomak sokma durumu.. Sonuç; bireyselliğe aç bir toplum..  İnsanın, kendinin farkına varması, kendini bulması ve kendi kendine geçirdiği zamanlarda kaliteli aktiviteler yapıp, birine ihtiyaç duymadan gününü geçirebilmesi ve insansız hava sahasında sıkılmıyor oluşu asosyallik belirtileri değilken, bu damgayı alnının en uygun bölümüne yapıştırmaları ne kadar anormal bir davranıştır.? Zamanımızın çoğunu istemsiz bir şekilde çevreleyen ve içinde bulunmamızın kaçınılmaz olduğu toplum ve bu insan sirkülasyonuna dur diyebildiğimiz kişisel alanımızın, dairemizde geçirdiğimiz zaman olduğunu ve zamanın en kıymetli hazinemiz ve varlığımızın belirsiz bir zaman diliminde son bulacağı gerçeği ve bazı insanlar için sınırsız sosyalleşmekken, bazı insanlar için küçük çemberi için bir boşl...

Sahipsiz kalan bir çift ayakkabı

Bir çift ayakkabı duruyor öylece. Nöbet tutuyor adeta kapı eşiğinde.. Döneceğim günü bekle diyor belki. Belki de bu son cuma sahipsizliğinin. Ay bir başka bu gece. Hüzün sızıyor ışığından yer yüzüne. Yüzümüze değiyor hüzünlü ışık. Yanaklarımıza damlıyor, rüzgar silmeyi deniyor bir çare. Yanaklarımı siliyor, silkeleniyorum. Bir gülüş iliştiyorum dudaklarıma. Biraz sahte, biraz hüzünlü. Başımız kalkmıyor yerden. Kilimin desenlerini incelerken dişlerimi sıkıyorum. Tekrar bir gülümseyiş. Onun yüzünde çocuksu bir sevinç… Her yüzde sıkıntılı, sahte gülümseyişler. Bilemezler, bilemeyiz yarının bize onu geri vereceğini. Fakat vermeli.. Bu kanlı gözyaşları dinmeli cuma gecesi! Ve cennetin kapıları açıldığında hep beraber girmeliyiz içeri…