Ana içeriğe atla

Çizgili Çorap Ne Dinliyor?

Radikal bir kararımı sizler ile paylaşmak istiyorum. Bazı yazılarımda müzik dinlediğimden bahsedip durduğum oldu, evet. Kulaklıkları takıp etrafımdaki herşeyden uzaklaştığım, yaşadığım an'ı unutturan harika eserler..

Düşüncelerimi satır satır diziyorum, müzik zevkimi de gözler önüne sermemin vakti geldi diye düşündüm. Baktım yelpaze geniş, listemi azar azar ve ara ara sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Bazen yabancı, bazen yerli parçalara yer vereceğim.

Çizgili Çorap gururla sunar..

Çizgili Çorap Ne Dinliyor

#Silüetler/Sis
#Pentagram/Sonsuz 
#Hayko Cepkin/Son Kez 
#İhtiyaç Molası/Ay 
#İhtiyaç Molası/Kapasite 


Yorumlar

  1. Bence okuyucu için alternatif bir müzik keyfi olur listeler :)

    YanıtlaSil
  2. Güzel düşünmüşsün, harika. Liste uzarsa ve yerli-yabancı parçalarla çeşitlenirse daha da güzel olur. Parçalardan anladığım gitarın tınısını seviyorsun.

    YanıtlaSil
  3. Listeyi kısa tutmamın sebebi hem her parça dinlensin ve tekrar tekrar dinlensin 😊 hem de Çizgili Çorap Ne Dinliyor?başlığını geniş zamana yaymak açısından bu şekilde yaptım. Çook güzel parçalar var ve liste epey uzun 😊 evet gitar en sevdiğim enstrümanlardan ilk sıradaki🎸

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018