Ana içeriğe atla

Farklılıklar

Herkes gayet normal görünüyordu.
Keyfim kaçacak yer ararken sigarama sarıldım. Şimdi gürültüden arınmış bir çevrede, kafamın içindeki bando takımını rahatlıkla duyabiliyordum.
Birbirlerine neler aldıklarını anlatan insanların geyikleri, kravatımın boğazımı kesmeye teşebbüs etmesi gibi anlar yaşatıyordu oldum olası.

Normların böylesine delici güçleri olduğunu ergenlik yıllarımı atlattıktan sonra daha iyi kavradım.
Ki konuşmam ve konuşmamam gereken herşeyi birileri göremediğim bir kağıda listeler halinde sıralamış ve ailem ve arkadaşlarım da dahil olmak üzere yeri geldiğinde bu listeye sadık kalıyor ve beni de dahil olmam konusunda kampçılıyorlardı.

Sırtımdaki kırbaç izlerini bir görseniz.. "Kendin ol" diyerek boynuma atlardınız, eminim.

Toplumun, bozuk yoğurt muamelesi çektiği aşırı hareketleri olan ya da absürt düşüncelere ya da kıyafetlere sahip insanları, domates tarlasında karpuz gören çifçi edasıyla şaşkınlığa uyrayıp, kişiyi tükürmesine ne demeli?

Peki.. Tükürmeye devam edin.. Fakat şunu aklınızdan çıkarmamanızı önem ile rica ediyorum,

"Tükürseniz de diliniz o tadı alacaktır"..

Farklılıklara kafa tutmak yerine onları güvenli merceklerde inceleyip, hoş görü maskenizi tozlu rafınızdan indirebilirsiniz....


Yorumlar

  1. ah bizim ülkede hiç hoş görülmez farklılıklar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tekrardan bir malesef patlatıyorum 😁 hoş görmüyorlarsa o müthiş normlarıyla kendileri yaşasın lütfen 🙏

      Sil
  2. Böyle uzun yaz, çok iyi gidiyor... "Farklı olmaya devam, farklılıklara savaş açanlara inat..."
    Bu arada deeptone arkadaşım da sevdi senin yazılarını. Ben zaten benzetiyordum tarzınızı. İkiniz de fark yaratıyorsunuz blog dünyasında...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle böyle harika bir arkadaş kazanmama sebep olduğun için teşekkürler🙏 en büyük farkımız ruhlarımız ve blog sayfasına yansıyanda o diye düşünüyorum. Yazılarım doyum sağlıyorsa ne mutlu 😊

      Sil
  3. Farklılıklar zenginliktir. Allah herkesi farklı yaratmış.

    YanıtlaSil
  4. Bu arada Meydan okuma yazı dizimi okumak üzere sizi blogumda ağırlamaktan şeref duyacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler ben şeref duyarım efenim lütfen 😊

      Sil
  5. O listeleri kaynamış suda çözdürüp batticonla karıştırıp kırbaç izlerini temizledikten sonra bir keyif sigarası yakmalı o zaman.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harika👌 keyfi ikiye hatta onikiye katlamak için lütfen sigaraları kahvesiz bırakmayalım 🙏😊

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018