Ana içeriğe atla

Kopyala-Yapıştır

Olan biteni düşünme, cümleleri "kopyala-yapıştır"..

Ağzına enfeksiyon bulaşması kaçınılmazdı.
Haliyle, hayli benzer tepkiler vererek sürüye bağlı kalmalı ve oradaki yerini garantilemeliydi. Süratle "HAYIR" diyerek karşıtlığını sergilediğinde tüm gözler hortlamışcasına üzerinde toplanıp, kınama ve dışkılama partisinin ilk konfetisini patlatacaktı..

Fren pedalının üzerine basan zilyonlarca ayak varken, direksiyonda tek başına ne diye yön belirliyordun ki?

Hemfikirlerin kontrolünde olduğu bir vaha, olumlu hava sahasıydı..
Gerisi gereksiz çaputlar ve baş kaldırmış hıyarlar olarak nitelendirilecekti...

Yorumlar

  1. Hımmmm bu neye tepki olmuş ise iyi bir etkisi olur umarım :)

    YanıtlaSil
  2. Ana fikir görüşlerinin çoğunluğa uymamasında gördüğün tepkiye tepki.. Kusursuz katliam 😊 umarım yaza yaza dank ettirmeyi hedefliyorum 😊 teşekkürler

    YanıtlaSil
  3. Kopyala yapıştır hayatlar, çalıntı yaşamlar, kendisi olamayan insanlar... Sen; sen değilsen olmasan da olur, çünkü senden çok var bu hayatta.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklı bir isyan.. Olduğun gibi kalmaya devam et 💪

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018