Ana içeriğe atla

Beklemek..

Müziği bölen ağız dolusu bir hapşırık dikkatimi dağıtmıştı.
Çizgili çoraplarımla ritim tutarken saniselik olay ahengi bozmaya yetmişti.

Tekrar dikkatimi toparlayıp eşliğe devam edecekken müzik son buldu ve şarkı değişmişti..

Sonrasında kafamdaki kaosu derlemeye çalışmakla ve boş bakışlarla boş masalarda gezinmeye koyuldu gözlerim.

Beklentimin gerçekleşmediği her dakika bir ampul daha yanıyor, ortam loş ve hoşluğunu kaybediyordu.

Çay dilimi ve geçerken uğradığı tüm organlarımı kavurarak miğdeme ulaşıyor, stres tırnaklarımı yeme isteği uyandırıyordu..

Karşımda donuk, donut kafalı bir bey dikiz aynaları full açılı açık baştan ayağa üzerimde gezdiriyordu..

Ve beklenen çıkageldiğinde rüzgarda savrulan çantalarımla koşarak uzaklaştım.
Tam rota ilerleyerek.. 

Yorumlar

  1. Donuk ve donut kafalı, ortamın loş ve hoşluğu...
    Şiirdeki dize sonundaki kafiyeler, senin yazılarında kelimelerin içinde...Çok güzel...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim 😊 tüm donut kafalılara gelsin bu satırlarım..

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ağlamak Hakkı!

  Duygusal yanımı bastırmamı bekleme benden! Ağlamak cesaret ister! Bir baş kaldırıdır, isyandır ağlamak...Toplumun, seni; güçsüz diye yaftalamasına direnmektir.. Ağlayarak bağırmak, yakarmak yüzyıllardır kültürümüzün duygularına ayna olmuş ve feryat, figan, ağıt olarak adlandırılarak yaşamaya devam etmiş günümüze kadar. Yirmi birinci yy’da ne bu poker masası sendromları? Nedir bu kendini gizlemeler?Nedendir? Niçindir? Bilinmeden bu kayganlık ruhlarımızda?Kursağıma saplamaktansa bu kor gibi demir prangaları, göz yaşlarımla yıkarım günahsız yanaklarımı!..

Nefes Almak..

  Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat!  Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal..  Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri!  Daha ne kadar kaldırır bilmem..  Bu gökyüzü, bu toprak  Böylesi kiri pası..  Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına  Yardım çığlıkları boşuna!  Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Kimsin sen?

  O kadar çok dünyevi işlerle, kimin ne yaptığı ile meşkul ki zihnimiz… Kendimizin farkına varamıyoruz. “Kendi hayatım” dediğin şeyin tam olarak ne olduğunu hiç düşündün mü? Modern zamanların hayat felsefesi; aynayı hep başka yöne çevirmemizle, suretimizden ışık hızıyla uzaklaşmamızla ilintili. Hiç durmuyoruz. Çok işimiz var. Hiç zaman yok! Haftada yedi gün olması yetmiyor. Altı gün çalış, bir gün haftalık izin. Yaşadığın, barındığın ortamı steril hale getir! Bilgisayar oyunundaki karakter gibiyiz. Görevlerimiz hiç bitmiyor. Bu telaş içinde “kim” olduğunu sormaya vaktin yok. Kimsin sen? Yaşadığımız şehre, çalışma ortamına, çevrendeki insanlara alışmaya çalışıyorsun. Sürekli ve hızla değişen dünya düzenine ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ki uyduruyoruz da. Koşullara göre şekillenmeye o denli alışmışız ki, o çarkın bir parçası olmaktan, dışında bir “benliğimiz” kalmıyor. Kim olduğumuzu bilmeden yaşayıp gidiyoruz…  *11 Aralık 2018