Ana içeriğe atla

Çöp Kokusu

Fakat herkes anlaşılmak istiyor Mehmet Bey..
Kendimizi tanımlamadan diğerlerine %100 tehşis koymak derdindeyiz.
-Etoloji ile ilgileniyorum.

Peki.

-Hayvanlar, bio çeşitlilik.. Gözlerimi kamaştırıyor, kuzey ışıkları..
+Zekiye teyze çöpünü dairesinin kapısına bırakıyor. Binanın içini çöp kokusunun sardığını fark ediyorum.

Peki.
Enstrümanel düşün, sen bir kemansın! Nazik ol ve etkileyici..

-Boşverelim şimdi Zekiye teyzenin çöpünü canım. Güzel kokular düşünmeli.
Limon bahçesi gibi mesela.. Uzanırken toprağın güvenilirliğinde, etrafını saran o tarifsiz güzelliği ile  dallardan sarkan limonlar.. Sarının olabilecek en alımlı tonu..

+Söyledim efendim. Bırakmaz mısınız çöpünüzü. Lütfen. Ama dinletemiyorum ki..


Ne diyordum. Hah işte, Mehmet bey bahsetmek istediğimi çok yerinde özetlediniz. Anlaşılmasakta olur. Sessizce oturabiliriz, saldırmadan ya da aldırmadan... Oturmasakta olur.. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

TANRI

Pişman edercesine yaşıyorum.. Bir yerlerde ki Tanrı'yı.. 

Kişisel Alan

 Etrafımızı çevreleyen tanıdıkların, birey olmamıza ve çerçevenin dışına çıkmamıza, baskı altına alarak, hayatlarımızı taciz ederek, birey olmamıza izin vermeme ya da bireyselliğimize çomak sokma durumu.. Sonuç; bireyselliğe aç bir toplum..  İnsanın, kendinin farkına varması, kendini bulması ve kendi kendine geçirdiği zamanlarda kaliteli aktiviteler yapıp, birine ihtiyaç duymadan gününü geçirebilmesi ve insansız hava sahasında sıkılmıyor oluşu asosyallik belirtileri değilken, bu damgayı alnının en uygun bölümüne yapıştırmaları ne kadar anormal bir davranıştır.? Zamanımızın çoğunu istemsiz bir şekilde çevreleyen ve içinde bulunmamızın kaçınılmaz olduğu toplum ve bu insan sirkülasyonuna dur diyebildiğimiz kişisel alanımızın, dairemizde geçirdiğimiz zaman olduğunu ve zamanın en kıymetli hazinemiz ve varlığımızın belirsiz bir zaman diliminde son bulacağı gerçeği ve bazı insanlar için sınırsız sosyalleşmekken, bazı insanlar için küçük çemberi için bir boşl...

Sahipsiz kalan bir çift ayakkabı

Bir çift ayakkabı duruyor öylece. Nöbet tutuyor adeta kapı eşiğinde.. Döneceğim günü bekle diyor belki. Belki de bu son cuma sahipsizliğinin. Ay bir başka bu gece. Hüzün sızıyor ışığından yer yüzüne. Yüzümüze değiyor hüzünlü ışık. Yanaklarımıza damlıyor, rüzgar silmeyi deniyor bir çare. Yanaklarımı siliyor, silkeleniyorum. Bir gülüş iliştiyorum dudaklarıma. Biraz sahte, biraz hüzünlü. Başımız kalkmıyor yerden. Kilimin desenlerini incelerken dişlerimi sıkıyorum. Tekrar bir gülümseyiş. Onun yüzünde çocuksu bir sevinç… Her yüzde sıkıntılı, sahte gülümseyişler. Bilemezler, bilemeyiz yarının bize onu geri vereceğini. Fakat vermeli.. Bu kanlı gözyaşları dinmeli cuma gecesi! Ve cennetin kapıları açıldığında hep beraber girmeliyiz içeri…