Bir tiyatro oyununa gidip, oyundaki absürt bir karaktere gönül verdiğiniz oldu mu? Sanki o salondan çıktığımda, o da benim gibi yaşadığı yerin yolunu tutup, köhne ve pas kokulu bir binaya girip, dairesinde tv başında sabahlayacakmış gibiydi.. İkinci perdeye geçmeden kulise koştum. O karakterle konuşmalıydım. Karşımda o'nu gördüğümde, mimiklerinin yapmacıklığı miğdemde bir yumruk sancısı başlattı. Konuşmayı yarıda kesip, oradan uzaklaştım. Herşey oyundu, biliyordum. Hayran kaldığım karakterin, baharatlarla değişime uğramış bir yemek gibi yapmacık yaklaşımı iştahımı kaçırmıştı. İkinci perdeyi izleyemezdim.. Bozuk bir kafayla, çıktığım deliğe geri döndüm...
Bir annenin feryadına gizlendi adalet! Bir annenin gözlerinde nem oldu hakikat! Nefes almak kimyasallaştı Görmek kimyasal Konuşmak, kimyasal.. Her söz zehirliyor sahibini Kör kuyularda buluyorlar söz sahiplerini.. Ellerinde mengeneler Ceplerinde çilingirler Sıkıştırıyor, salıveriyor, alı-veriyorlar tüm filizleri! Daha ne kadar kaldırır bilmem.. Bu gökyüzü, bu toprak Böylesi kiri pası.. Ensemizde yalan kokan nefesler, Kamburlarmızda tepinen sentetik kimlikler.. Her gün birileri çekiliyor bataklıklarına Yardım çığlıkları boşuna! Herkes bekliyor sırasını, ölümü bekler gibi Gececik bedenler karanlıklar ardında …

Yorumlar
Yorum Gönder